27 Şubat 2012 Pazartesi

Kadın Kokusu

Okuduğum kitapta Claire uzun zaman sonra lise arkadaşıyla buluşmaya giderken düşünüyor; evlilik yüzüğünü artık takmamalı ki o hayvan herifin onu aldattığını artık kabullenebilmeli , 5 aylık ev hapsinden sonra kendi gücünü, kaybettiği kadınlığını biryerlerden bulup çıkarmalı, bebeği Kate için hastalıklı anne imajına bir son vermeli , liseden arkadaşı Laurayla buluşmak için ki bu uzun zamandır insani olarak yaptığı ilk sosyal aktivite , babasından arabasını ödünç istiyor ve Kate'i her 15 dk da bir kontrol etmesi için neredeyse annesini çileden çıkarırcasını emirler yağdırıyor. Kapının önündeki kediler bile Claire 'den daha sosyal , çünkü kediler nankör ve aldatılsalar bile umurlarında olmuyor, keşke insan ilişkileride kedilerin ki kadar umarsızca olabilse diye aklından geçenlere inat kendi insanlığını kanıtlamak istercesine , ben duygusal bir varlığım ve aldatılmamın üzüntüsünü en derinlere kadar yaşayacağım , kapayın çenenizi nankör varlıklar diye haykırıyor . Claire'nin manik depresif hali 5 aydır tüm ev halkının canına tak ettiği halde kimse çıtını çıkaramıyor. Arabaya bindiği an pişman oluyor Claire keşke Kate'i yalnız bırakmasaydım diye ama  dumanaltı ve alkol kokusu için Kate'in daha çok küçük olduğunun farkında . Laurayla buluşucağı bara girerken aklından ne kadar savunmasız olduğu geçiyordu. Sanki yüzüğü onun kalkanıydı ve tüm o arayışlara bir son vermişti, mükemmel bir erkekle birlikteydi artık, hayatı boyunca kendini onun yanında hissettiği kadar kimsenin yanında huzurlu hissetmemişti..
Ama yanılmıştı ..
Peki ya şimdi erkekler yalnız ve yaralanmış kadın kokusunu alabilirler miydi? 

26 Şubat 2012 Pazar

Kokuların getirdiği

Düşünüyorum da koku alamamakta körlük, sağırlık kadar kötü birşey.. Hafızanızdan silindiğini sandığınız bir an beliriverir aniden, kalakalırsınız . 
Kullandığınız bir parfüme ara verdikten sonra tekrar kullanmak gibi.. Soyutça ama yanınızda olmuştur yalnız yapılan şeylerde bile ve şimdi sen unutsanda o sana keyifle hatırlatır o anı. Eşlik ettiği tüm zamana geri götürebilir sizi, sanki o koku sadece o zamana aitmişçesine, yaşadığımız anda kabullenmek biraz zor gelebilir . Şimdiki zamana ancak gelecekte bir yerlerde ait olacağındandır belkide ..
Hep özlediklerimi hatırlatır bana kokular , hiç nefret ettiklerimi değil . Nefretin kokusumu yok yoksa benim nefret ettiğim mi yok bilemedim ama özlediklerim çok olmuş son zamanlarda ..
Ne zaman yeni pişmiş ekmek kokusu alsam ablamla adada  yaptığım bir yaz tatili gelir aklıma .. Bazen kumsalda, bazen barda, bazen sadece rıhtımda oturup boş boş konuşurken sabahlayıverirdik onunla , ve boşalan sokaklarda havanın koyu mavisini görmek ikimizede huzur verirdi .. Gecenin siyahı kaybolurken sanki bizimde yeni günle, burnumuza gelen harika ekmek kokularıyla rotamız hiç değişmezdi :) Çizgifilmlerde kokunun Tom ya da Jerriyi esir alıp ana yemeğe kadar uçarcasına taşıması gibi , fırına girip o kokuyu içime çekmeyeli ne kadar olmuş dedim geçenlerde..
Viyana da erken kalktığım bir sabah , boş bir caddeden yürürken , önünden geçtiğim Anker (fırın ) havanın buz gibi olmasına rağmen beni yazın o buhrani sıcaklığına atıverdi. Sen odaya geç ben belki denize girip öyle gelirim demek istedim ablama  ,hazır çarşaf gibiyken kaçırmamalı..
Yürümeye devam ettim ve yürüdükçe gülümsedim..